Blog

kahvaltı ||| Tarih/Saat: 01.03.11/15:32

Etiketler: kahvaltı

26 şubat cumartesi, kahvaltı:

burçe: ne kadar güzel bir kahvaltı!
burak: evet her şey yerli yerinde.
burçe: kesinlikle. olması gereken her şey var ve olması gerektiği kadar.
burak: evet... ben insanlardan da böyle olmalarını bekliyorum.

güldük tabii sonra.

Yorumlar(0)  Yorum Yap  Bookmark & Paylaşım

***

Mecaz-ı mürsel ||| Tarih/Saat: 27.07.10/11:50

Etiketler: kahve, kolombiya, mecaz-ı mürsel, ad aktarması


"Yüz gram Kolombiya alabilir miyim?" soru cümlesini her kuruşumda sanki bir ülkenin yüz gramına göz koymuş gibi hissediyorum. Daha sonra "kağıt filtre için çekilecek" dediğimde vicdanım rahatlıyor. Kahvemi alıp teşekkür ediyorum.

Bugün de ilk paragraftaki sürecin ardından yüz gram Kolombiyamın parasını vermek üzere kasaya gittim. Bozuk paralarımı denkleştirirken kahve dükkanının bir garsonu gelip kasaya "Yüzyirmiüç" dedi. Kasadaki kadın "Ne olmuş yüzyirmiüçe?" diye sordu, ardından garson kesik kesik cümlelerle ve ikibuçuk sözcükte bir kafasını ileri doğru uzatarak yüzyirmiüçün öyküsünü anlattı:

"Yüzyirmiüçtekiler fare doğurmuş, farenin karnı acıkmış, ben de dedim fare aç kalmasın dedim peynir istemeye geldim."

Kadın "52 lira" deyip yüzyirmiüçün hesabını uzattı, ben de bu esnada fişimi alıp gittim.

Mecaz-ı mürseldeki boşlukların çağrışım tetikleyiciliğine samimi sevgilerimle,

Burak

Yorumlar(0)  Yorum Yap  Bookmark & Paylaşım

***

şöyle bir durum söz konusu: ||| Tarih/Saat: 23.05.10/13:19

Etiketler: sigara, paket, akciğer


Korku filmi, savaş filmi, kavga/dövüş filmi izlemem. Herhangi bir arkadaş ortamında testere bilmem kaç filminden bahsedilirken tuvalete filan giderim. Herhangi bir filmi izlemek için sinemaya gittiğimde korku filmi fragmanı varsa buna özel olarak sinir olurum. National Geographic'te beyin ameliyatı belgeseli varsa kanalı değiştiririm. Okuduğum bir şeyde yaralanma, kesme/biçme anları uzun uzadıya betimleniyorsa okumayı bırakırım.

Kendimce iyi yanlarım da var. Yarın bitirme tezimi teslim ediyorum ve bir aksilik olmazsa üç hafta sonra "Elektronik Mühendisi" ünvanına sahip olacağım. Bir de devam eden fizik öğrenimim var, nereden baksan kalifiye sayılırım. Hobilerim de var sanki. İşe yaramaz olduğumu düşünmüyorum.

Her insan gibi ruh halim de değişkenliği bünyesinde barındırıyor. Bazen neşeli, keyifli, hoş sohbet oluyorum; bazen de stresli, gergin, sinirli olabiliyorum. Her iki kategoriye de dahil olan zamanlarda yaptığım kötü bir şey var: Sigara içiyorum. Ne yazık ki bu böyle, bazen arkadaşlarla güzel bir masada içki içip muhabbet ederken (muhtemelen birinci kategori), bazen de gecenin bir vakti balkondan sokağa bakarken (muhtemelen ikinci kategori) sigara içiyor olabiliyorum. Bu övündüğüm bir şey değil, bu "hasbelkader" olan bir şey. Yaptığım en mantıklı şeyin sigara içmek olduğu gibi bir iddiam yok.

Sigara paketlerinin üzerine ameliyat olan insanlardan tutun da kararmış akciğerlere kadar çeşitli çirkin resimler koymaya başlamışlar. Yukarıda belirttiğim üzre ben bu tip şeylerle arama mesafe koyuyordum. Lakin şu vaziyet, sigara paketlerinin üzerindeki kanlı bıçaklı sahneler, benim için paradoksal bir durum ortaya koydu. Neşeliyken sigara içtiğimde maruz kalacağım sahneler bir "negatif geri besleme"yle (mühendislik kavramlarına yabancı olanlar için bkz: Negative feedback ) beni "gergin" biri yapacakken, gerginken sigara içtiğimde ise maruz kalacağım sahneler bir "pozitif geri besleme"yle (bkz: Positive feedback ) beni daha da sinirli yapacak.

Nasıl hissediyorum biliyor musunuz? Yaranamamış hissediyorum. Bana gerek yokmuş herhalde ki, sürekli olarak ruh halimin bok etmek için birileri elinden geleni yapıyormuş gibi geliyor. Ben o kadar sene çalışayım, uğraşayım, didineyim; adamların yaptığına bak.

Sağ olun var olun,

Burak

Not: Bu blogda çeşitli bilgilere yer vermek gibi bir kaygım vardı, oldukça kişisel sayılabilecek bu yazıda da geri besleme kavramını örneklemek suretiyle elimden geleni yaptığıma inanıyorum. Bu kavramlarla hal-i hazırda tanışık olup da bu yazıyı okuduktan sonra hiçbir yeni nesnel bilgi edinmemiş kişilerden naçizane özür diliyorum.

Yorumlar(1)  Yorum Yap  Bookmark & Paylaşım

***

Aşı ||| Tarih/Saat: 02.12.09/20:11

Etiketler: klon, aşı, erken yaşlanma, dolly, kurban bayramı


Domuz gribi aşısı olmuyorum. Kendimce sebebim şöyle: çok zorunda kalmadıkça uzun dönem etkileri gözlenmemiş herhangi bir tıbbi müdahelenin üstümde uygulanmasını istemiyorum.

Bahsettiğim endişe aklıma şunu getirdi: Klon koyun Dolly'nin erken yaşlanma problemi vardı diye hatırlıyordum (bir miktar google ve wikipedia'nın ardından bu problemin netlik kazanmadığını; hayvancağızın romatizmasından ötürü erken yaşlanmasından şüphelenildiğini öğrendim). İnsan klonlamanın kendisi etik tartışmalara konu olup dinlerce yasaklanırken benim niyetim biraz daha kötü sanırım.

Uzun dönem etkilerini bilmediğimiz ilaçları hızlı yaşlanan klonlara versek? Nedir ne değildir görsek? Ondan sonra yok sağlık bakanı aşı olmuşmuş, başbakan aşı olmazmış bunları konuşmazdık, "Domuz gribi aşısı olan 50 kat hızlı yaşlanan klonun saçları dökülmüş ama aşı olmayan sırma saçlıymış" derdik.

Bir blog postunu daha bir triviayla şöylece tamamlıyorum: resimdeki (fotoğraf: Alan Light) hanımefendiyi tanıyor musunuz? Kendisi Dolly Parton isimli bir country şarkıcısı. Konumuzla alakası şöyle: kendisiyle ilgili en ünlü konu memelerinin büyüklüğü olduğundan başarıyla klonlanan ilk memeliye onun ismi verilmiş. Acaba klon koyunla içten içe bir duygusal bağı olmuş mudur? Koyunun bebekleri olduğunda neler hissetmiştir?

Yorumlar(1)  Yorum Yap  Bookmark & Paylaşım

***

M16 ||| Tarih/Saat: 14.10.09/15:49

Etiketler: M16, makinalı tüfek, nil ipek, ayşegülnazcan, yavru ağzı


Her şey esrarengiz adamın Nil İpek'e süslü bir paketinin içinde bir makinalı tüfek hediye etmesiyle başlamıştı. Adamın eline paketi tutuşturup koşar adımlarla uzaklaşmasının ardından Nil paketi açtı, gözlerinde beliren korkuyla karışık şaşkınlık yerini kısa sürede haylaz bir gülümsemeye bıraktı. Nil yavaşça paketi kapattı, evinin yolunu tuttu. Yeni oyuncağıyla yapacağı ilk iş, bulaşıkları yıkaması için ev arkadaşını tehdit etmek olacaktı...

Nil böyle bir hediyenin kendisine neden verildiğini bir dakika bile düşünmedi, sanki uzun zamandır beklediği bir sipariş eline ulaşmıştı. Soğuk kanlıydı. Eve giderken aklından yalnızca iki şey geçiyordu: Tüfeğinin namlusunu Ayşegülnazcan'ın dişlerine dayadıktan sonra söyleyecekleri ve de yakın zamanda edinmesi gereken susturucunun rengi.

"Yavru ağzı" diye fısıldadı kendi kendine. "Yavru ağzı"

Yorumlar(1)  Yorum Yap  Bookmark & Paylaşım

Sayfa: 1 2